Saturday 21 November 2009

Oksford.




Good judgment comes from experience.
Experience comes from poor judgment.


Oxford'a geleli 1 sene 4 ay oldu. Doktoraya baslayali da 2 sene 1 ay. Doktoramin ilk 9 ayini Oxted'de gecirdim, Marie Curie ise Oxted'e arabayla 15 dakika kadar uzaklikta, cayirin cimenin arasinda adeta bir "mezra"da idi. Annemler de benimle gelmislerdi, kalacagim ev enstitunun bahcesinde tek katli ve 100 yasindan buyuk bir kulubeydi, daha dogrusu burada cottage diyorlar, koy evi diyelim. Annemlerle evi temizlememiz, yerlestirmemiz ve ev tam anlamiyla doganin gobeginde ve cok cok eski oldugu icin eve yerlesmis bortu bocegi ayiklamamiz 10 gun aldi. Evin her yerinde tahtanin hava almasi icin gereken kucuk pencereler vardi ve bu pencereler yere cok yakindi, topraktan cikan her hayvan solugu benim evimde, yatak odamda, oturma odamda, banyomda aliyordu. Bu beni o kadar tuketti ki su anda bile doktoranin ilk 9 ayina dair yazmam gerekenler belki bilimsel acidan ne kadar yoruldugum sasirdigim ya da aydinlandigim olmaliyken tutmus bunu yaziyorum. Benim gibi bocekten tiksinen ve evde sinek bile gorse kendini isgal altinda hisseden bir bunye icin 9 ay tam bir iskenceydi. Nitekim Oxford'a tasinacagimiz haberini alinca o gunu iple ceker oldum. Oxford'u ziyaret etmemizden sonra ise buranin tam bir medeniyet besigi olduguna dair inancim artti, artik normal bir evde yasamak ve normal bir sehirde gezmek icin can atiyordum. Gecen sene Temmuz ayinda tasindim, enstituye yuruyerek 5 dakika uzaklikta, 5 odali, 6-7 kisiyle paylastigim bir eve. Doktoramla ilgili iz birakan anilarin birikmesi de tasinmamla ayni zamana tekabul ediyor zira tasinana kadar ben ve doktoram basbasaydik, yani dis dunyadan hic bir dusunce ve etki almiyordum, diger doktora ogrencilerinin sorunlarindan bihaberdim ve kendimi ozdeslestirebilecegim, sorunlari samimice konusabilecegim kimse yoktu. Oxford'da ise Pelin vardi, yani en azindan dusuncelerimi veya duygularimi normalize edebilecegim birisi...Tabi bir de transfer raporumu yazmaya baslama maceram var. Raporu yazdim ve sozluye girdim, gayet kendime guvenliydim, ne sorulabilirdi ki, butun sorularin cevaplarini biliyordum! Oysa hic de dusundugum gibi olmadi. Tam anlamiyla aptal durumuna dustum, adeta ben ortada duruyordum ve giden bir samar gelen bir samar cakiyordu, ben de bir ruzgar gulu misali tokadin yonunde donuyordum. Ne sorulara cevap verebildim, ne de projeyi aklimdaki gibi savunabildim. En fazla 2 saat surmesi gereken sozluden 3.5-4 saat sonra ciktigimda ICR binasindan yani South Kensington'dan Victoria otobus terminaline kadar yurudum. Otobuse bindigimde hala yanaklarim yaniyordu. Ilk defa "tutusmak" deyimini yasadim o gunden sonra, raporun duzeltilmesi icin ugras, didin, deney yap, figurleri duzelt, kontrolleri ekle, vesaire vesaire derken uzatilmis surede duzgun raporu verdim ve Mart ayinda transferim onaylandi...

Yaz basindan beri de baska bir gelisme hissediyorum, nedense daha elestirel dusundugumu, ya da projeye alternatif getirebilecegimi. Bunlarin bu kadar gec olmasinin nedeni benim her zamanki lanetim mi bilemiyorum. Gercekten birseyleri dusunmeye baslamam icin cogu seyin ters gitmesi gerekiyor, ya da hakikaten ben dusunmeyi sevmiyorum galiba. Dusunmeyi sevmemekten cok, "o zaman gelsin, bakariz" ciyim sanirim, ya da "simdi dusunmemin anlami yok, nasilsa sikisinca kafami yorarim"...Ya da daha vahimi "ne ters gidebilir ki canim!?"...Yine de danismanimin dusuncelerini icsellestirebildim sanirim, seminer dinlerken ya da bir konuya alternatif getirirken kafamda olusan sorulari ya da aciklamalari, bir firsatini bulup onunkilerle karsilastirdigimda ayni dogrultuda oldugumuzu goruyorum, yani belki butun karanlik noktalari aydinlatmiyor henuz fenerim ama onun feneri tuttugu yonle ayni yone tutuyorum fenerimi.


Bugun Cancer Open Day vardi bizim binamizda. Ben de gonullu olarak yer aldim, gorevli oldugum standda hamurdan hucre modelleri yaptik, standa gelen insanlara kanserde nelerin anormal calistigini, normal hucreyle kanser hucresi arasindaki farklari anlatmaya calistik. Hamurdan hucre yapmak isteyen hic bir yetiskin olmadi. Sanirim hamurla oynamaya utandilar, cogu insan standi cocuklari eglendirme standi zannetti...Insanlarin sorularina cevap verirken, "halka inmek" icin artik fazla uzmanlastigimi farkettim. Ve bundan hic zevk almadim, dili bilmek ama insanlarla konusamamak gibi, derdimi sadece sinirli bir topluluga anlatabiliyor olmaktan, benim bildigim kadar bilmeyen birisine anlatirken ise arada mutlaka birkac bilginin kaybolmasindan,a yrintilardan alinacak ogrenilecek seylerin yitmesinden rahatsizim. Bunun uzerine calismam lazim, annemlere ne yaptigimi anlatabilmek istiyorum. Standda calisirken cocuklari ozellikle bilinclendirmek istedik ama cocuklar henuz vucudumuzun hucrelerden olustugu gibi soyut bir fikri algilamaktan cok uzaklar. Hucre yapsinlar diye ellerine verdigimiz hamurlardan cesitli hayvanlar, arabalar yapip biraktilar, zira ilgilerini zaten 10 dakikadan fazla veremezlerdi. Gelen insanlar kanser arastirma vakiflarina bagis yapan ya da yakinlari kanser olan insanlardi ve tabii ki onlara kanserle ilgili kisisel dusuncelerimi soylemem mumkun degildi. Ancak 50 yil sonra belki kansere care bulunabilecegini, ama kanser tiplerini genellestirmenin cozum olmadigini, her insana ayri ayri olmasa da her farkli belirti molekulune (cancer marker) karsi terapiler gelistirilmesi gerektigini, kanserin dusunuldugunden cok daha kompleks bir hastalik oldugunu, sadece yediklerimize dikkat edelim sigara icmeyelim'den cok daha baska seyler gerektigini anlatmak mumkun degildi. Ben de en iyimser halimle standdaki gorevimi yaptim.


Labda calismayi seviyorum, zihnimi tam kapasite kullanmak beni heyecanlandiriyor, tatmin ediyor. Baska bir iste calismak istemezdim, baska bir ugrasi hayatimin ugrasisi yapmak istemezdim. Fakat sanirim doktora, sadece bu yaslarda yapilip bitirilebilecek bir sey. Biraz daha yasli olsam bedenim ve zihnim bu tempoya katlanabilir miydi emin degilim. Son; bir seye odaklanirken baska bir seyleri kaciran olmak istemiyorum. Onceligim doktorami yapmak, onceligim bilim, evet ama ilgilendigim diger seyler icin "doktora bitsin, yaparim" gibi bir dusuncem yok. Gayet daliyorum iclerine gozumu budaktan sakinmadan. Bir seylere ilgi duymak, ilgiden cok tutku duymak ( yakici bir tutku olmasa da olur, cok istemek yeterli), bunun icin zaman ayirmak...Hayata karsi istahi olmayan, yemeklerini istahla yemeyen, birseylere tutku duymayan insanlardan hoslanmiyorum. Tekduze, hep ayni seye tutku duyan insanlardan da hoslanmiyorum, zira o tek tutku bir sure sonra benliklerini kolelestirdigi halde farkina varmiyorlar. Eger isten ciktiktan sonra isle ilgili dusuncelerim bicak gibi kesiliyorsa yanlis iste oldugumu dusunurum. Eger yapmak istedigim seyler varsa, ama isim engelliyorsa isimin beni kolelestirdigini dusunurum. Bunun farkina varmayanlara da aciyorum.



No comments:

Post a Comment

Search This Blog

Followers